RAHVAN BİNİCİLİK
  • PAYLAŞ

RAHVAN BİNİCİLİK

TARİHÇE

At, insanlık tarihinde ilk olarak Türkler tarafından ehlîleştirilmiştir ve bu nedenle Kuzey Avrasya bozkırlarında doğan Türk kültürü,  bilimsel çalışmalarda da “Atlı Bozkır Kültürü” olarak geçmektedir. Atlı Bozkır Kültüründe at bir nevi sosyal hayatın merkezini oluşturmaktadır. Türklerde at yalnızca bir çekme ve taşıma aracı değildir; ayrıca bir binek hayvanıdır. Türkler ata göre giyim kuşam üretmiş, atın ve binicinin rahat edeceği koşum malzemeleri icat etmişlerdir.  Savaş hazırlığında, bayramlarda, düğünlerde ve daha nice kutlama ve ayinlerde at yarışları önemli bir yer tutuyordu. Bu yüzden Çinliler “Türklerin hayatı atlarına bağlıdır,” demiş, Kaşgarlı Mahmut Divan-ü Lugati’t-Türk’te “ At Türkün kanadıdır,” diyerek bunu en güzel biçimde ifade etmiştir.

Atı merkeze alan yaşam tarzı, ata dayalı spor kültürünü de beraberinde getirmiş, Türkiye’de ve Türk dünyasında halen yaşayan çok sayıda atlı sporu bizlere miras bırakmıştır. Bu altlı spor kültürünün kadim bir üyesi olan Yorga/Rahvan Binicilik Anadolu’da günümüze kadar yaşatılmıştır. Türkiye Türkçesinde Farsçanın etkisiyle “rahvan” olarak ifade edilirken diğer Türk lehçelerinde “yorga” olarak geçmektedir.

Rahvan Binicilikten ilk kez, M.S. 745’te yazılmış olan Orhun Abidelerinin Bilge Kağan anısına dikilen Şine- Usu Yazıtı güney cephesinde “Yorga Yarış” adıyla bahsedilmektedir.  “…Yorga Yarışta süsin anda sançdım,” ( Yorga Yarışta ordusunu orada mızrakladım) şeklinde geçen ifadede “Yorga Yarış”ı bazı Türkologlar coğrafi yer olarak tanımlasa da ünlü Kırgız yazarlar Ömürkazakov ve Musin bunun coğrafi bir yer olmayıp Rahvan Binicilik sporuna tekabül ettiğini belirtmişlerdir.

Kaşgarlı Mahmut’un 19.yy’a ait eseri Divan-ü Lügat’it Türk’te rahvan atlardan “yonga at” şeklinde bahsetmiş ve o dönemde Doğu Türkistan’da rahvan atların yaygın olması nedeniyle eş anlamlı kelimelere birçok madde ayırmıştır.

Türk atçılık kültürü Selçuklular sayesinde Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar genişlemiştir. Ömer Hayyam,  Nevruz-name adlı eserinde Selçuklular döneminde Türkler kadar hiçbir milletin atçılığı bilmediğini ifade etmiştir. Şihabettin El-Ömeri’nin belirttiği üzere 14.yy ortalarında, Kastamonu – Sinop bölgesindeki Candaroğulları beyliğinde, Arap atlarından daha üstün ve değerli olan Anadolu rahvan atlarının yetiştirilmekteydi.

Anadolu Selçukluları Döneminde 100 bin süvariden oluşan Türk ordusu Osmanlı İmparatorluğu döneminde 250 bine (16.yy) ulaştı. Orduda ve halkın elindeki atların arasında çok sayıda rahvan at bulunmaktaydı. Her Türk evinin kapısının önünde bir binek taşı bulunurdu.

Cumhuriyet öncesi yaşanan zorlu dönem ve savaşlar sonrasında at sayısında düşüş yaşanmış, at yetiştiriciliği ve Anadolu atlarına rahvan yürüyüş eğitimlerinin verilmesi, halkın sınırlı imkânlarına rağmen gösterdiği çaba ve fedakârlıklarla mümkün olmuştur.  Rahvan at yarışları giderek düğün ve panayırların en gözde faaliyetlerinden biri halin gelmiş ve bu sayede asırlık bir gelenek günümüze kadar taşınmıştır.

Ülkemizdeki at tipleri arasında rahvan yürüyebilenler, Canik, Hınıs ve Ayvacık Midillisi atları ile Kars’ın Göle ve Kastamonu’nun Daday ilçesinde yetiştirilen rahvan atlardır. İçlerinde doğuştan rahvanların da bulunduğu Canik atların, Samsun ilinin sahil kısımlarında; Terme ve Çarşamba ovalarında serbest halde yetiştirilmektedir.